BUGÜN DÜŞMEZSEN YARIN YIKILACAKSIN.

Bugün sizlerle bir kitap içeriği veya yorumu aktarmayacağım bu yazıda biraz daha üzerine düşünülesi insanı hem duygusal yönde birazcık arada bırakan bir konu üzerinde duracağım bugün’ki konumun ilhamı sevgili Başak Kablan çok uzun süredir kendisinin takipçisiyim yakınlarda attığı bir video’da bahsettiği ama sadece vlog içinde yer verdiği kısa bir konuya değinmesiyle başladı sorgulamam kişinin ailesine karşı olan vefa borcu ve ailenin dışında kalan aslında her insanın bir birey olması. yani burada denilmek istenen evet aile çok değerli birincil sırada olan bir konu ama bunun yanında kişini her şeyden önce bir birey olması bir insan olması bazı yerlerde bazı konularda dur çizgisinin çekilmesi. bu yazıyı yazarken aslında biraz zorlanıyorum çünkü Türkiye’de aileye olan bağlılık ve bağımlılık düşüncesi çok fazla şimdi bir kaç kişi çıkıp batılaşalım mı yani? ailemize mi ters düşelim? ne diyorsun sen? diyecek ama burada devreye okumak ile anlamak arasındaki fark girecek bazılarınız yargılayacak bazılarınız da sadece anlayacak hak verip vermeme kişinin kendi iradesine kalmış bir şey sonuçta

Bugün size diyeceğim şey kısaca şu ailemiz için benliğimizden ödün vermeli mi? onların istediği bir insan olmak mı? yoksa kendi dilediğimiz aynaya baktığımızda kendini geliştiren her görüşe açık fikirlilikle yaklaşan bir insan görmek mi?

Evet şimdi benim bu konuyla ilgili fikrim şu birazcık bunu size aktarmak içimi dökmek istiyor aynı zamanda sizinde fikirleriniz merak ediyorum.

bence;

Aile önemli onlara karşı duyduğumuz sevgi ve saygı çok güzeler şeyler. Bize verdikleri emek zaten söz konusu bile olamaz paha biçilemez bir şey. ama hayatta verdiğimiz kararlar bizi etkilediği gibi onları da etkiliyor mesela hala şöyle aileler görüyorum ” hayır o üniversite olmaz sen şuna gir” ya da hayır o arkadaşını sevmiyorum onunla görüşme” ” bu lise olmaz başka yer tercih et” sırf kızını yada oğlunu şehir dışına okumaya göndermemek için kazandıkları güzelim okullardan muaf bırakanlar var.

İşte burada devreye benliğimiz bireyselliğimiz giriyor çizgimizi çekmemiz gereken yer giriyor o okulu siz okuyacak o mesleği siz yapacak o insanla siz arkadaşlık yapıp duygusal bağ kuracaksınız her gün o okula siz gideceksiniz sizin yapmak istemediğiniz  şeye sizi neden zorluyorlar? ilk önce bunu sorgulamalı.

Evet dünya kötü hemde tahmin edemeyeceğimiz kadar korumaya kollamaya çalışıyorlar kaybetmek istemiyorlar. ama onlar kaybetmek istemedikçe siz benliğinizi kendinize olan güveninizi kaybediyorsunuz bir adım atmadan ailem ne der diye düşünüyorsunuz elbet düşeceksiniz ama burada ailelerin yapması gereken şey düşmeyi engellemek değil o düşüşü hafifletmek yani demek istediğim o düşüşle beraber ağlanacak omuz olmalı aileniz kolunuzdan çekip o düşmeye engel olan kişiler değil. Çünkü sen bugün düşmezsen yarın en küçük darbede yıkılacaksın. O yüzden kendin bir çizgi çek karşına al ve konuş iyisiyle kötüsüyle kötü olan olacak şeyleri’de söyle onlara seni kötü etkilediklerini öz güven konusunda eksik hissettiğini yapamayacak şekilde hissetmeni bunları söyle’ki polyannacılık oynamadığını anlasınlar.

ailelere karşı hiç bir zaman saygı kaçmamalı sevgi bitmemeli sadece aldığınız kararlara saygı duymalarını sağlamalı bu hayatta bir yerden sonra kendin için yaşadığını her şeyden önce bir birey olduğunu kavramalarını göstermelisin. sırf ailen veya çevren kendi istedikleri mesleği sana okuttukları zaman iş hayatına girdiğinde sevecek misin o mesleği. seni mutsuz eden şeyle yaşayabilecek misin? bu yüzden sınırını çiz duruşunu koy bir birey olduğunu göster evet onlar ailen ama sende bir insansın her şeyden önce kendini düşün bu hayat senin, onlara ödeyeceğin  sözde vefa borcu için  hayatını zehir etme.

Size vereceğim başka bir örneğe gelirsek sizce yurt dışındaki aileler çocuklarını niye erken yaşta salıyor yada çocuklar ayrı eve çıkıyor. aileleri onları sevmediği için mi değer vermediği için mi? hangi aile sevmez evladını. burada amaç bireyi hayata hazırlamak olamaz mı peki sizce kendi kararlarını alıp iyi ve kötüyü birbirinden ayırıp ileri’ki hayatı için daha mantıklı kararlar alabilen bir birey haline gelmek için olamaz mı? mesela ben bu kadarını sorgulayayım geri kalanını siz getirin.

okuduğunuz için çok teşekkürler sevgiler…

Not: bırakacağım link turan tuna ya aittir başak Kablan Turan Tuna’nın bir vlog’unda kısaca bu konuya değiniyor.

BAHSETTİĞİM VİDEO İÇİN TIK TIK

İLHAM KAYNAĞIM İÇİN TIK TIK

13.00 DAKİKADA YAZDIĞIM KONU GEÇİYOR.

 

butun-yonleriyle-aile-yardimi-odenegi-500x330

Reklamlar

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU

Bugün sizlerle bir çoğunuzun ismini duyduğunu düşündüğüm ”Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” isimli kitapla tanıştırmaya karar verdim. Eserin sahibi Stefan Zweıg.

Kitap Modern Klasikler Dizi’sinde  yer alıyor ve son dönemlerde oldukça popüler olan bir eser haline gelmiş bulunmakta. İnsanı gerçekten sürükleyen bin bir türlü duygu ve ruh haline sokan bir eser ama genel olarak kitabı okuyanlar bilir kitapta dram olayı daha baskın okurken insanın içi hem hüzünlü hemde sinirle doluyor. yani diyorsun’ki içinden ”niye görmüyorsun be adam şu kadının halini?” yada kadın sen niye bu kadar fedekarlık yapıyorsun şu adama?.

bir kadının sevdasından bahsediyor sevdasının da onla beraber büyüdüğü bir dönem bu kadın büyüdükçe adamda büyüyor sanki içinde ona karşı olan sevgisi hayranlığı aşkı  akıl alamaz hale geliyor ve sonrası tam bir trajedi oluyor. Gerçekten kitapla ilgili spoiler vermek istemiyorum kitabı okuyalı uzun bir süre oldu ama şu yazıyı yazarken bile o kadar duygu değişimi yaşıyorum’ki anlatamam

İlk başlarda kitab’ı okuyamazsam diye  biraz tereddüt etmiştim ama öyle yada böyle okudum klasik çok fazla okumadığım için sıkılırım öyle kalır kitap  demiştim ama aksine zorlanmadan bitiverdi benim sadece kitaplarda hoşlanmadığım tek nokta punto olayı çok küçük olduğu zaman o kitaptan alacağım dersi bile alasım gelmiyor inanın ama klasik yani sonuçta bunlarda olacak o kadar deyip okudum bu kitabı belki bu huyumu klasikler yendirebilir bana sizin bir kitap’da en sevmediğiniz olay ne ve bu kitap hakkında sizin düşünceleriniz neler merak ediyorum

okuduğunuz ve vakit ayırdığınız içi çok teşekkürler sevgiler…

BUGÜNÜN ŞARKISI İÇİN TIK TIK

 

 Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

 

 

0000000411059-1.jpg

HAYAL ET. LİSTELE.YAP.

Bugün sizlerle çok uzun süre önce okuduğum bitirdiğim ve motive olmanıza aynı zamanda keyifle okuyacağınıza inandığım bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Lia Steakly’nin yazarı olduğu ”hayal et listele yap” kitabı.

İçerisinde bir çok özgün fikrin bulunduğu tamamıyla liste haline getirilmiş keyifli bir kitap. Hayatınıza yeniden bir yön vermek istiyor ama hedeflerinizi belirleyemiyorsanız yada sıra dışı fikirler arıyorsanız kesinlikle önerebileceğim bir eser ayrıca içerisinde bir çok başarı öyküsü, pratik ipuçları’da paylaşıyor bizlerle sıkılmadan bir yada iki gün içerisinde anlayarak bitirebileceğiniz bir kitap olduğuna inanıyorum ayrıca listede o kadar eğlenceli şeyler var’ki bence yazar bir yandan bu hayatı yaşamanın ne kadar değerli olduğunun alınan her nefesin aslında bir umut olduğunu göstermeye çalışmış ben okurken yanlarına kendimce ”+” işareti koydum ki açıp baktığımda hangilerini yapmak istiyorsam kendimi ona göre yönlendirebileyim diye. yazarın dili gayet sade akıcı.

Dünyanın her yerinde farklı farklı kültür anlayışlarını bile benimseyip onları’da bu yapmak istediklerimiz başlığı altında bu  listeye dahil etmiş ve bu gerçekten çok güzel bir hareket. umarım  benim sevdiğim kadar sizlerde sever beğenirsiniz.

bu kitabı önermemin ve blog’umda yer vermemin diğer bir sebebi bence reading slump dönemi için muhteşem bir kitap

 

Binlerce fikir, öneri, pratik ipuçları ve birinci ağızdan başarı hikâyeleri, işte size muhteşem bir Kendi Kendine yapma rehberi. Hayal Et. Listele. Yap!, hayallerinizin hayat listesini kullanarak nasıl gerçekleşebileceğini gösteren, size ilham verecek, motive edecek ve odaklı kalmanıza yardımcı olacak harika bir kaynak.

Hedefleriniz her ne olursa olsun -daha fazla seyahat etmek, fark yaratmak, cesaret isteyen bir şey yapmak, ilişki yaratmak, anda yaşamak- bu listeyi yapmaya başlamanız “Evet yapabilirim!’’ diye ilk haykırışınız gibidir.

yazımı okuduğunuz ve vakit ayırdığınız için teşekkürler içinizde bu kitabı okuyan var mı ve listede’ki hangi aktivite sizin’de yapacaklar listenize eklendi ?

ve son olarak şuanda aldığım bir kararla sizlerle paylaştığım her kitap yazısının altına artık sevdiğim bir şarkıları’da paylaşmak istiyorum okurken isterseniz şarkıyı açıp o şekilde’de okuyabilir yada sonradan dinleyebilir veya hiç dinlemeyebilirsiniz bu sadece kendimce yaptığım bir şey olacak:)

DİNLEMEK İÇİN TIK TIK 🙂

sevgiler…

0001686758001-1

HALİL CİBRAN-ERMİŞ

Bugün sizlerle Halil Cibran’dan ”Ermiş” isimli eseriyle beraberim buda taze bitmiş kitaplarım arasında yerini alıyor hemen

Bu kitabı o kadar uzun süredir merak ediyordum’ki çevremde kitap okuyan veya takip ettiğim insanların hepsi mi bu kitabı okuyup’da tavsiye eder hepsi hemen al ve oku diye ısrar eder. Tabi bende’ki almama sebebi ise çok farklıydı  kesinlikle iyi bir şey değil hatta hiç sevmediğim bir yönüm yabancı yazarlara oranla Türk yazar çok çok az okumam. ve bundan kaynaklı olarak ya kitabı anlamaz boş yere okursam ağır  gelirse, ya okuyamaz anlayamazsam gibi düşüncelerimdi ve bu ön yargılar beni  o kadar yanılttı ki anlatamam.

Aksine bir solukta okudum bu  kitabı hatta alırken fuarda’ki satış elemanına bile sordum ”nedir bu kitap herkesin ağzında gerçekten çok mu güzel?” diye sordum ve bana verdiği cevap ”sadece oku günümüz’de resmen kutsallaşmış kitaplar arasında hatta bittikten sonra’da ikinci kitabı olan  ermişin bahçesi kitabını’da okumak için can atacaksın” ve bende aldım  okudum sadece bir gün içerisinde bitirdim  her şeyi anlayarak altını çizerek tek bir kelime bile kaçırmak istemedim kesinlikle okumanızı tavsiye ettiğim yeni bakış açıları kazanacağınız bir kitap olduğuna inanıyorum

ben okuduktan sonra dedim’ki keşke beynimde bir bölüm olsa’da okumaya gerek kalmadan o güzel satırları istediğim zaman hatırlasam. deneme türü olarak geçen ve yirmi sekiz bölümden oluşan bu kitap sorularınızı en insani şekilde alabileceğiniz cevaplarla karşılıyor sizi.

Orphalese halkı soruyor ermiş cevap veriyor

sevgi nedir ?

neşe ve keder nedir?

özgürlük nedir?

VE SON OLARAK SEVDİĞİM BİR BÖLÜMDE GEÇEN BİR SÖZÜ PAYLAŞMAK İSTİYORUM SİZLERLE

İçinizde en zayıf ve dayanıksız gözüken şey, en güçlü ve azimli olandır.

Bu yazıyı okuduğunuz için ve değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkürler

Eğer içinizde okuyanlar varsa sizin en sevdiğiniz bölüm hangisi?

okuyacak olanlar sizleri’de okuduktan sonra buraya bekliyorum sevgiler…0000000728102-1.jpg

SPOR ZAMANI

Bugün’ki konumuzu iki gün önce kadar Özlem Soydan arkadaşımızın blog’undaki yazıdan ilham alarak yazıyorum kitaplardan veya kitap incelemesi içermeyen bir yazı olacak başlıktan’da anlaşıldığı gibi biz kendi aramızda bu olayı bir challenge gibi yapmaya karar verdik hem WordPress biraz canlansın hemde blog’da güzel arkadaşlıklar edinilsin diye. her ay hafif yormayacak bir konu bulup onunla ilgili görüşlerimizi ve düşüncelerimi sizlere sunup hemde bir daha’ki ay için bir  içerik bulup yazabilmesi için bir arkadaşımızı etiketliyeceğiz veya blog’unu paylaşacağız bu şekilde sürüp gidecek hem eğlenceli hemde beyin fırtınası yapabileceğimiz bir ortam oluşacak.

Ben bu ay için spor ile ilgili bir kaç düşüncemi paylaşmak istiyorum spor’u bir çok insan sadece kilo problemi olan insanların yapması gereken bir aktiviteymis gibi bakıldığına şahit oluyorum uzun yıllardır.Diğer bir gözlemim olan konu ise kilo problemi olmayan insanlara spor filan yapıyor’musun diye sorulduğunda ise ” yok ya ben spor yapmıyorum zayıfım işte” deyip kendileriyle övünmeleri. TDK’ya göre spor’un tanımı

”Bedeni veya zihni geliştirmek amacıyla kişisel veya toplu olarak gerçekleştirilen, bazı kurallara göre uygulanan hareketlerin tümü”

Yani diyor’ki sadece bedeni değil zihni’de geliştirmeyi amaçlıyor.

yapılan bir diğer araştırmalara göre:

Türkiye’de spora olan ilgiyi ölçen, toplamda 19 bin 859 kişinin oy kullandığı anketin sonucunda, spor yaptığını söyleyenlerin oranı %46 çıktı. Favori spor aktivitelerinin futbol ve fitness olduğunu ortaya koyan ankete göre, spor yapmadığını belirtenlerin %60’ının gerekçesi zaman bulamamak.

Peki  gerçekten vaktimiz yok’mu? on dakika bile mi? bence bu kadar değil diye düşünüyorum gün içerisinde kaç adım atıyorsunuz mesela bunu hiç saydınız mı ?aslında bunları öğrenmek hiç’de zor şeyler değil telefonunuza indireceğiniz bir step apps uygulamasına bakıyor bütün olay yada akşam yemekten sonra sadece yarım saat yürümek çok’da zor olmamalı bunu bir başkası için değil bunu kendiniz için yapıyorsunuz kendi bedeniniz kendi zihniniz kendi benliğiniz için yapıyorsunuz konun başında dediğim gibi bir tek kilo problemi olan insanlar için değil normal ideal bir kiloda olan bir insanda bu rutinleri yapmalı diye düşünüyorum

İş hayatı aktif ayakta olan bir insansanız bu dahada iyi bir şey aslında iş yerinizde attığınız adımlarla hem bedeniniz için gerekli olan şeyi hemde kariyeriniz için gerekli olan şeyi birleştirmiş oluyorsunuz bir düşünün sadece on dakika bu kadar dolu’musunuz? evin içinde açacağınız sizi mutlu eden bir müzik eşiliğinde belki on dakika bile size az gelecek biraz daha yapayım diyeceksiniz yada kulaklıklarınızı takıp bir caddeye çıkıp tempolu şekilde yürüdüğünüzde hem ruhunuza hem bedeninize bir iyilik yapmış olacak daha iyi hissedeceksiniz kendinizi.

siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? günde kaç bin adım atıyorsunuz? spor yapmak istiyor ama motive mi olamıyorsunuz?

cevaplarınızı şimdiden çok merak ediyorum vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler sevgiler…

İLHAM ALDIĞIM SEVGİLİ ÖZLEM SOYDAN’IN BLOG’U İÇİN TIK!TIK!

ÖZLEM SOYDAN BLOG

BİRDAHAKİ BLOGUNDA CHALLENGE’A KATILMASINI VE YAZISINI HEYECANLA BEKLEDİĞİM ARKADAŞIM

FİT LEO

sport

HİNT MASALLARI-

Herkese yeniden merhaba!

Bugün  taze bitmiş olan ve bana göre reading slump döneminden kolayca çıkmanıza yardım edecek bir kitap ile tanıştıracağım sizi Hint Masalları. Kitabın kapağında oldukça hoşuma giden bir söz var ve bence anlamı derin ”mutluluğa giden yol yok, gittiğin yol mutluluk” üstüne düşünüldüğü zaman aslında ne kadar’da mantıklı diyor insan.  Kitabın içeriğine gelecek olursak kitapta birden çok masal var tam olarak anlatmak gerekirse her masalda anlatılmak istenen bir konu var. Benim fark ettiğim diğer bir ayrıntı ise masalların bir çoğunda hayvanlarda yer alıyor.  İnsanlar ve hayvanlar arasındaki bağın aslında ne kadar kuvvetli olduğunu bir yerden sonra  birbirlerine muhtaç olduklarını anlatıyor . kitabın içinde birden çok fabl bulabilirsiniz eğer hoşunuza giden bir türse bayıla bayıla okuyacaksınız.Bu kitabı almamın diğer bir amacı ise şuydu sevgili Sergül Kato’yu tanıyor’musunuz bilmiyorum kendisi Japonya’da yaşayan bir Türk. Yanlış hatırlamıyorsam bundan bir sene önce Youtube’a attığı bir video’da kendi blog’una yazdığı bir yazıdan bahsediyordu ”kitaplığınız hangi dilde konuşuyor?” diye bir soru burada’ki amaç kitaplığınızda veya okuduğunuz kitaplarda’ki farklı dünya yazarlarının eserlerini incelemek mesela sırp bir yazar’dan kitap okudunuz mu? ya’da bir macar yazar? bunun gibi…benimde olduğum şehirde hazırda bir kitap fuarı açılmışken ve bu kitaplığınız hangi dilde konuşuyor videosuna yeniden denk gelmişken neden denemeyeyim’ki dedim ve aldım pişman’da değilim. farklı konuları ele alıp hem insanı eğlendiren meraka düşüren hemde öğüt veren bir kitap açıkçası.Okunmaya değer diye düşünüyorum aynı serinin devamı olarak İbrani masalları,Japon masalları’da yer almakta bakalım sıra onlara’da gelir inşallah.

Mesela bende merak ettim sizlerin kitaplığı hangi dil konuşuyor kimler var kimler yok kitaplığınızda yada kimler olsun istiyorsunuz?

Şimdilik benden bu kadar diğer bir kitap içeriğinde görüşmek üzere birde bahsettiğim blog yazısı için link’e TIK!TIK!

SERGUL KATO’NUN YAZISI

0001741620001-1

İNSAN NE İLE YAŞAR?

İnsan ne ile yaşar? diye düşünmüş Lev Nikolayeviç Tolstoy gerçekten’de ne ile yaşar insan yemek içmek gezmek tozmak güven sevgi aşk para hangisiyle işte bunun cevabını bir kaç öyküyle insanın yüzüne bir kerede vuran Tolstoy neyin ne olduğunu gösteriyor insanlığa. Bundan bir kaç sene önce olsa derdim’ki dünya klasiklerine gelene kadar diğer kitapları bir okuyayım ağır gelir bana  ama  şu son dönemlerde dünya klasiklerine olan rağbet beni de etkilemedi değil.  Şimdi diyorum’ki keşke daha önceden okusaymışım ağır gelen bir bölüm olmadı bana bütün insanlığın  okuması gereken kitapların içerisinde yer tutmalı okunmalı’da diye düşünüyorum. İnsanı bunaltıp sıkacak bir kitap değil sayfa olarak hem az göz korkutmayacak türden hemde içerisinde verilen öğütlerle günümüzde dert kaynağı olan bir çok şeyin aslında geçici olduğunu gösteriyor . umarım benim beğendiğim kadar sizlerde beğenir hem kitaplığınızda hemde aklınızda güzel bir yer açarsınız bu esere. Tolstoy’un diğer eserleri olan Savaş ve Barış, Anna Karenina, Kazaklar, İvan İlyiç’in Ölümü gibi kitaplarını’da okuyup düşüncelerimi sizlerle en yakın zamanda paylaşmak istiyorum.

insan-ne-ile-yasare5ec24a57aad5fb80b780309db6aa524